ben yazmazken bir sürü şey oldu ama en önemlisi nisan bitti. biraz daha insani bir hayat yaşamaya başladım böylelikle. iki işte çalışıp aynı anda okula devam etmek benim gibi fakir ama gururlu bir öğrenciye bile fazlaydı. konu derinlikse ben suyun yüzeyinde koşuyordum. (bir yüzeysel göndermesi daha!)
neyse efendim, işlerden biri zaten bir aylıktı ve son buldu. diğerinde isyan ateşini yaktık takım olarak, hafta sonu grevdeyiz efendim. ben de fırsattan istifade, odanın bana ait 15 metrekaresine bir dur dedim. bir dur, silkelen, çerinden çöpünden arın da kendine gel. bu arada fark ettim ki -eğer bu yaz ayvalık’ta geçecekse- dönerken yanımda götürmem gerekenler yığını boyumu aşmış. anneler günü vesilesiyle eve gidecek kargo paketini büyütmeye karar verdim. kitaplarımdan bir kısmını da ekledim. ama asla muzır neşriyatlıları ve günlüğü değil! bunların gideceği adres eski komutan umuthan’ın yeni apartı oldu.
yazın finansal fayda sağlar bir iş yapmayacağım ufukta gözükünce, tuttum tatil yapmaya karar verdim. sadece çalıştığım nisan ayı bile yeterdi bunu hak etmeye ama ben martı da tatili hak eden aylar listesine ekledim. bu iki ay hatırına, iki gün de olsa tatil yapmaya karar verdim.
günlüğün bu satırında konu ütopyalara kaydı. kalem: bu ütopya konusunun aydınlanmasına daha var. defter: iyi de aklına düşeli dört yıl olmuş, yeterli değil mi sence de?! kalem: yan yana durabildiğinde evet.
olayın ütopyalaştığı nokta da burasıydı zaten. emin değildim ki gerçeğine uygun mudur benim ona atfettiğim onca mükemmellik. herkes birbirinden sıkılana kadar yan yana duracak imkana sahip olmalı ama dozları bilmeli ve sıkılmamalıydı. ya da bu çeşit saçma hipotezler…
buradan konu pınar’a kayıyor ki, pınar yahu, bizim pınar! pınar’ın (pınar zihnimizde bir idea henüz) çağrıştırdığı düşünce şu: başka hayatlar da yaşamak mümkünken biz buradayız. bizi bağrına basmaya pek de hevesli olmayan bu şehre tutunmak adına kısa tırnaklı parmaklarımızı saplamışız toprağa, bir yere gitmeyi reddediyoruz.
göbeğim giderek fonksiyonel bir hal alıyor. dün dilek’in yumruğunu geri püskürttü başarıyla. bugün defteri üzerine koydum da yazdım. yeni bir hipotez de bu konuda geliştirdim: spor yapmamalıyız. düzenli spor düzensiz ve az mümkün olabilen görüşmeleri namümkün kıldığı için değil sadece, çok da yapay olduğu için. bırakalım da yaşayış şeklimiz ve metabolizmamız şekillendirsin vücudumuzu. tıpkı şimdi benimkini şekillendirdiği gibi. tıpkı ilk insanların henüz akıllarında spor, sağlıklı yaşam gibi fikirler yokken olduğunu sandığımız gibi…
mesela bugün biz iki kuş gözlemcisiyiz gülhane parkında. di’nin tezi için yine yuva arayacak, yine elimizde bir mezure ağaçlara sarılacak, ağaçtan iyice uzaklaşıp ressam edasıyla kalemin perspektifinde ağacın boyunu ölçeceğiz. gelin bakın, yalanım varsa ne olayım.

